Bir meselenin çözümü için özel veya teknik bilgiye gerek duyulan hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi, bilirkişi olarak tanımlanır. Bilirkişilik kurumu tarihi çok eskilere dayanan kadim bir hukuki müessesedir. Bilirkişilerin sundukları mütalaalar, somut uyuşmazlığın çözümü bakımından hâkime yardımcı olduğundan, bilirkişiler de hâkim yardımcısı konumundadırlar. Kurumun önemine binaen bizim hukukumuz bakımından da 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ile ilk defa bilirkişilik hakkında münhasır bir Kanun çıkarılmıştır. Bahsi geçen Kanun ve sair mevzuat hükümleri gereğince bilirkişiler bakımından getirilen en önemli yükümlülüklerden bir tanesi de bilirkişinin, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirmesine ilişkin yükümlülüktür. Bilirkişilerin hazırlamış oldukları mütalaalarda gerçeğe aykırı beyanda bulunmaları onların ceza hukuku bakımından sorumlu tutulmalarını gerektirmektedir. Bu bağlamda TCK’nın 276/1. maddesinde gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma suçu düzenlenmiştir. Aynı zamanda bilirkişiler kamu görevlisi olduklarından, hazırlamış oldukları raporlarda gerçeğe aykırı mütalaada bulunmaları resmi belgede sahtecilik suçlarında fikri sahteciliği akla getirmektedir. Bu noktada bu suçlar arasındaki içtima meselesinin nasıl çözümleneceği meselesi de önem arz etmektedir. Çalışmamızda hem TCK m. 276/1’i suç inceleme yöntemin
Veysel Topuz (Mon,) studied this question.