Tercümanlık, insanlığın gelişmeye başlamasıyla ortaya çıkmış ve tarih boyunca her alanda ihtiyaç duyulan bir iletişim aracı haline gelmiştir. Toplumlar geliştikçe, dil ve kültür olarak farklılaşmalar da başlamıştır. Bu farklılıklar sebebiyle birbirleri ile iletişim sağlamak zorlaşmıştır ve problemler yaşanmaya başlamıştır. Yaşanan problemleri çözüme kavuşturma ve kültürel aktarımları kolaylaştırma çabası, tercümanlığın ön plana çıkmasını sağlamıştır. Geçmişten günümüze siyasi, sosyal, edebi gibi birçok alanda hem yazılı hem de sözlü olarak tercümanlar yetiştirilmeye başlanmıştır. Sözlü tercümanların ve yazılı tercümanların çalışma alanları ve aldıkları sorumluluklar birbirinden farklıdır. Bu makale, sözlü tercümanlıkta etik ve kültürel arabuluculuğun üzerine bir bakış açısı sunmaktadır. Sözlü tercümanlık, kendi içerisinde farklı alt disiplinlere ayrılarak çeşitlilik göstermektedir. Buna bağlı olarak, tercümana da farklı görev ve sorumluklar düşmektedir. Temel olarak tercümanların dikkat etmesi gereken noktalar aynı olsa da her iki alanda da tercümanların duruşu farklılık göstermektedir. Toplum tarafından da bu görev ve sorumluluklar, tercümanların duruşu, etik ve kültürel arabuluculuk açısından çeşitli eleştiriler ve görüşler ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Ayşe Ece YENİCE (Mon,) studied this question.