Bu makale, dijital kültürün aşırı görsellik üretimiyle şekillenen çağdaş estetik krizini dijital ikonoklazm kavramı üzerinden tartışmaktadır. Günümüz insanı, ekranlar aracılığıyla sürekli yeniden üretilen imgeler, simülakrlar ve algoritmik görsel akışlarla çevrelenmiş bir yaşam formu sürdürmektedir. Bu görsel çoğalma, başlangıçta bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve yaratıcılığın demokratikleşmesi olarak algılansa da, zamanla bir “görsel yorgunluk” (visual fatigue) ve “algısal tükenme” (perceptual exhaustion) olgusuna dönüşmüştür. İmge bolluğu, anlamın derinliğini silikleştirmekte; her şeyin görünür, şeffaf ve tüketilebilir hâle geldiği bir kültürel atmosfer yaratmaktadır. Çalışma, bu durumu hem medya teorisi (Guy Debord’un Gösteri Toplumu, Jean Baudrillard’ın Simülakrlar ve Simülasyon’u, Byung-Chul Han’ın Şeffaflık Toplumu kavramı) hem de estetik felsefesi bağlamında ele almaktadır. “Dijital ikonoklazm” burada imgelerin fiziksel yıkımını değil, görmeyi reddetme, bakmamayı seçme ve sessizliği temsil etme eylemini ifade eden yeni bir estetik-politik jest olarak yorumlanmaktadır. Araştırma, günümüz sanatçılarının dijital görsel aşırılığa karşı geliştirdikleri boşluk, sessizlik, görünmezlik ve yavaşlık temelli üretim stratejilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, nitel araştırma deseni kapsamında yapılandırılmıştır. Araştırma evreni, 2010’dan itibaren dijital görsel kültür bağlamında üretilmiş çağdaş sanat eserlerinden oluşmaktadır. Örneklem, araştırma amacına uygun olarak amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenmiş; dijital görsel fazlalık, sessizlik ve yokluk estetiği kavramlarını doğrudan ya da dolaylı biçimde tartışmaya açan üç eser çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışma, dijital görsel kültürün aşırılığına karşı bir estetik perhiz, görsel tevazu ve farkındalıklı bakış etiği önerisinde bulunmaktadır. Sessizliği yalnızca yokluğun değil, anlamın yeniden inşasının mekânı olarak konumlandırmaktadır.
Melike Nükte Dinçer (Wed,) studied this question.
Synapse has enriched 5 closely related papers on similar clinical questions. Consider them for comparative context: