Toplumsal felaketler ve büyük tarihsel sarsıntılar, bireyin maddi varlığıyla birlikte psikolojik yapısını da derinden etkileyen kriz alanlarıdır. Bu tür durumlarda inanan insan için dua, salt bir ibadet biçimi olmanın ötesinde; korku, kayıp, çaresizlik ve belirsizlik karşısında işleyen temel bir baş etme ve anlamlandırma stratejisi hâline gelir. Savaş, bu bağlamda insan psikolojisini en uç sınırlarına kadar zorlayan kolektif bir travma alanı oluşturur ve inanç dünyası içinde dua, bu yıkım karşısında sığınılan en istikrarlı iç kaynaklardan biri olarak belirir. Bu çalışma, duayı bireysel bir dindarlık pratiği olarak değil, tarihsel felaketler karşısında şekillenen bir psikolojik dayanak olarak ele almakta, Mehmed Âkif Ersoy ile “İkinci Âkif” olarak anılan İbrahim Hakkı Eroğlu’nun şiirleri üzerinden bu eylemin edebî temsillerini incelemektedir. Bir yıl arayla doğmuş, aynı siyasal çözülme, savaş ve işgal ikliminde yetişmiş bu iki şairin seçilmesinin temel gerekçesi, benzer tarihsel koşullar içinde ortak bir zihniyet ve duyarlık geliştirmiş olmalarıdır. Bu makalede önce Mehmed Âkif Ersoy ve İbrahim Hakkı Eroğlu’nun genel poetikaları; hakikat, millet, ahlak, gayret ve sorumluluk kavramları üzerinden karşılaştırmalı olarak ele alınmakta ardından Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele’nin belirlediği tarihsel bağlam içinde bu poetikaların temelleri aranmaktadır. Zira bir şairi yaşadığı dönemden ve bu dönemin ürettiği toplumsal sarsıntılardan bağımsız düşünmek mümkün değildir. Özellikle şiirini toplumsal meseleler etrafında kuran Âkif ve Eroğlu gibi isimlerin duyarlık dünyası, doğrudan bu tarihsel kırılmalar ile şekillenmiştir. Çalışmanın merkezinde yer alan dua içerikli metinler de söz konusu tarihsel travmaların bir tezahürüdür. Bu metinlerde dua, bireysel bir yakarışın ötesine geçerek savaşın yol açtığı kolektif acziyetin, umut arayışının ve toplumsal sorumluluk bilincinin dile getirildiği bir söylem alanı hâline gelmiştir. Son aşamada her iki şairin dua içerikli şiirleri, savaş atmosferinin insan ruhunda açtığı tahribatın psikolojik bir seyri olarak incelenmekte, bu şiirler travmatik deneyimin yol açtığı öfke, iltica, sitem, umut ve teslimiyet gibi farklı hâllerin belirdiği bir duygu haritası olarak resmedilmektedir. Çalışma, Âkif ile Eroğlu arasındaki poetik yakınlığı ilk kez müstakil ve bütüncül bir çerçevede ele almakta; bu yakınlığı genel poetika, tarihsel bağlam ve dua dili olmak üzere üç düzlemde değerlendirmektedir. Bu yönüyle hem Eroğlu üzerine sınırlı sayıdaki çalışmalara yeni bir derinlik kazandırmakta hem de savaş dönemi edebiyatında dua söyleminin işlevine dair yeni bir perspektif sunmaktadır.
Merve GÜVEN (Mon,) studied this question.