Kentsel kriz ve kent sorunları, kentsel yerleşimlerin ortaya çıkışından bu yana kente içkindir; ancak bu krizler tarihsel, toplumsal, ekonomik ve siyasal koşullara bağlı olarak biçim değiştirir. Sanayi Devrimi’yle birlikte kentsel yaşam geri dönüşsüz biçimde yaygınlaşmış, bu ilk dalga barınma, altyapı ve yoğunluk temelli geleneksel kent sorunlarını üretmiştir. Günümüz kentlerinde ise bu sorunlara eklemlenen daha karmaşık ve çok katmanlı kriz biçimleri ortaya çıkmaktadır. Yeni kentsel sorunlar, yalnızca erken sanayileşmiş kentlerde değil, aynı zamanda geç ve eksik sanayileşme deneyimi yaşayan toplumlarda da gözlemlenmektedir. Bu yönüyle yeni kentsel kriz, günümüz kentsel mekânda ortaya çıkan, ancak her ülkenin özgül koşulları çerçevesinde farklılaşan bir nitelik taşır. Bu kriz; kentler arası ve kent içi eşitsizliklerin derinleşmesi, orta sınıfların aşınması, yoksulluğun ve güvencesizliğin artışı, kentsel suçun yükselmesi ve soylulaştırma süreçleriyle düşük gelir gruplarının kent merkezlerinden dışlanması üzerinden somutlaşır. Dolayısıyla yeni kentsel kriz, temelde kentsel adalet meselesidir. Türkiye kentleri ise hem geleneksel hem de yeni kentsel kriz dinamiklerinin eşzamanlı olarak yaşandığı bir bağlam sunar. Bu çalışma, son yirmi beş yılda Türkiye kentlerinde ortaya çıkan bu çok katmanlı dönüşüm ve krizleri anlamayı amaçlamaktadır.
Kemal Görmez (Fri,) studied this question.