İyilik, hem tabiî hem de gayri tabiî varlık düzlemlerinde farklı biçimlerde kendini gösteren, varlıkla ilgili temel soruları gündeme getiren köklü bir fenomendir. Bu olgunun çeşitli görünümleri, insan zihnini sadece ahlâkî bir değerlendirmeye değil; aynı zamanda onun kaynağına, doğasına ve evrendeki yeriyle olan ilişkisine dair felsefî bir sorgulamaya yöneltmektedir. Bu bağlamda iyilik, yalnızca gözlemlenebilir, deneyimlenebilir bir gerçeklik olmaktan öte; varlığın mahiyetine, düzenine ve nihai gayesine içkin olan metafizik bir ilke olarak temellendirilmeyi gerektirir. Bu makale, iyilik kavramını etik düzlemin sınırlarını aşarak, onun ontolojik boyutunu ve varlık düzeni içindeki yerini sorgulamayı amaçlamaktadır. Literatürde genellikle ahlâkî çerçevede ya da kötülük problemine karşıt olarak ele alınan bu kavramın, ontolojik temelleri çoğunlukla göz ardı edilmiştir. Bu makale, söz konusu boyutu merkeze alarak, iyiliğin yalnızca pratik bir değer mi yoksa varlığın başlangıcına içkin kurucu bir ilke mi olduğunu felsefî bir zeminde tartışmayı hedeflemektedir. Kavramın tarihsel ve düşünsel kökenleri Antik Yunan felsefesine kadar uzanmakta; özellikle Platon ve Plotinus’un düşüncesinde iyilik, varlığın ilkesi ve yön verici nedeni olarak temellendirilmektedir. İslam felsefesi geleneğinde Fârâbî, sudûr teorisi çerçevesinde iyilik kavramını metafizik düzleme taşımış; onu yalnızca etik bir değer değil, varlığın temel ilkelerinden biri olarak değerlendirmiştir. Bu doğrultuda makalede, Fârâbî’nin sudûr teorisine dayalı metafizik sistemi esas alınarak iyilik kavramının ontolojik statüsü ayrıntılı biçimde ele alınmakta; kavramın bireysel ya da toplumsal düzeydeki ahlâkî anlamının ötesinde, varlığın mahiyetine içkin ve evrensel düzenin kuruluşunda etkili bir ilke olup olmadığı araştırılmaktadır. Sonuç olarak, iyiliğin metafizik düzlemde varlığa nasıl içkin hâle geldiği ve Fârâbî’nin sisteminde nasıl bir ontolojik işleve sahip olduğu ortaya konulmaktadır.
Mehmet Akdağ (Tue,) studied this question.