Bu çalışma, Fârâbî’nin siyaset düşüncesinde insanın siyasî hak ve yükümlülüklerinin kökeni ve inşası meselesini, insan fertleri arasındaki tabiî farklılıkların toplumsal-siyasî düzlemde iradî eşitsizliğe dönüşebilme ihtimali bağlamında tartışmaya açmaktadır. İki kısımdan oluşan çalışmanın ilk kısmı, insana siyasî nitelikli hak ve yükümlülükler nispet edebilmemizi zorunlu ya da mümkün kılan esasın/kökenin ne olduğu sorusunu konu edinmektedir. İnsanın siyasî bir toplum düzenine (medîne) mensup olmasından ileri gelen siyasî hak ve yükümlülüklerine ilişkin her türden belirlenimin insanlık mahiyeti esasında yapılması gerektiğini ileri süren bu bölüm siyasî hak ve yükümlülüklerin kökeni ve inşası meselesini tartışmaya açılıyor. Buna yönelik ilk olarak Fârâbî’nin, şeylerin kendinde varlığı/hakikati/mahiyeti ile dış dünyadaki varlıkları arasında yaptığı ayrımdan hareket edilerek insanlık anlamının/mahiyetinin, insanın tarihsel varoluşundan ileri gelen diğer bütün mensubiyetleri gibi, toplumsal ve siyasî mensubiyetinin de aslî zeminini teşkil ettiği görüşü temellendiriliyor. Bu arka plan esas alınarak, Fârâbî’nin siyaset teorisi dâhilinde bütün insanlara eşit ölçüde yüklenebilecek siyasî hak ve yükümlülüklerin ne/ler olduğu sorusu ele alınmış, bu soruya Fârâbî’nin felsefî sistemi içerisinden verilmesi muhtemel cevap ya da cevaplar belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci kısmında, birinci kısımda yürütülen tahlil ve temellendirmeler neticesinde ulaşılan cevapların gerek düşüncede gerek olgusal düzlemde ne tür sonuçlar doğurabileceği meselesi, Fârâbî’nin, insan fertleri arasında her birinin tabiî yaratılışından ileri gelen farklılık ve bu farklılıktan neşet eden eşitsizlik olduğu görüşü bağlamında tartışılmıştır. Fert seviyesinde ortaya çıkan tabiî farklılıkların toplumsal-siyasî yaşama hangi ölçütler üzerinden nasıl aktarılacağı, bu aktarımın gerek fert gerek toplum ölçeğinde ne tür sonuçları beraberinde getire/bile/ceği sorularının ele alındığı ilk aşamada mezkûr sorular, Fârâbî sonrası kaleme alınan amelî felsefe literatürünün tedbîru’l-menzil bahislerinde karşımıza çıkan ve daha ziyade aile fertlerinin hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde esas alınan “kadın-erkek” kategorisi bağlamında cevaplanmaya çalışılmıştır. Bütün bu tartışmalardan hareketle, insanın siyasî hak ve yükümlülüklerin yalnızca “kadınlık” ve “erkeklik” durumlarından hareketle belirlenmesinin, insan fertleri arasında ikinci bir eşitsizlik durumunu yarattığı görüşü temellendirilmeye çalışılmıştır. Toplumsal-siyasî yapıda hâkim siyasî iradenin dünya görüşüne göre ortaya çıkan ve dolayısıyla ideolojik mahiyet arz eden bu türden eşitsizliklerin, Fârâbî’nin hakikat perspektifini esas alan siyaset teorisinin ana hedefleriyle çeliştiği ortaya konulmuştur.
Hatice Umut (Fri,) studied this question.