Bu makale, şirketlerin işgal altındaki topraklarda yürüttüğü faaliyetlere ilişkin uluslararası hukuk kurallarının seçici biçimde uygulanmasını, Airbnb’nin Batı Şeria’daki hukuksuz İsrail yerleşimlerindeki faaliyetleri vakası üzerinden incelemektedir. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku, kuvvet kullanımı yoluyla toprak edinimini açıkça yasaklamakta ve hukuksuz yerleşimlere destek veren uygulamaları sınırlamaktadır. Buna rağmen ekonomik aktörler bu bölgelerde sınırlı hukuki sonuçlarla faaliyet göstermeye devam etmektedir. Airbnb’nin bu yöndeki degişken politikası (yerleşimlerdeki ilanlara önce izin vermesi, ardından kaldırması ve daha sonra yeniden yayımlaması) şirket davranışlarının uluslararası hukuk standartlarından ziyade siyasi ve ekonomik baskılar tarafından şekillendiğini göstermektedir. Makale, bu tutarsızlığın uluslararası iş ve insan hakları hukukundaki yapısal eksikliklerden kaynaklandığını belirtmektedir. Birleşmiş Milletler İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’nin bağlayıcı olmaması, muğlak terminolojisi ve düzensiz uygulanması, yorum ve kaçınma için geniş bir alan bırakmakta ve bu ilkelerin pratik etkisini zayıflatmaktadır. Daha temelde ise, bu yumuşak ve belirsiz çerçevelerin tasarımın kendisi, çifte standartları sınırlamak yerine mümkün kılmaktadır. Bu nedenle benzer davranışlar bazı çatışmalarda kınanırken diğerlerinde tolere edilebilmektedir. Bu bağlamda Airbnb vakası, daha derin bir sorunun küçük bir yansıması niteliğindedir: uluslararası hukukun seçici biçimde uygulanmasının giderek daha görünür hâle gelmesi ve buna paralel olarak otoritesi ile güvenilirliğinin aşınması. Batı Şeria’daki şirket faaliyetlerine yönelik müsamahakâr ortam, uluslararası hukuk düzeninin bu yapısal zaaflarının adeta habercisi olmuş; söz konusu zaaflar Gazze’de artık inkâr edilemeyecek ölçüde görünür hâle gelmiştir.
Omer Erkut Bulut (Mon,) studied this question.