Bu çalışmada Mü’min sûresi 26. âyette yer alan kıraat vecihleri; resmü’l-mushafla ilişkileri, dilbilimsel tevcîhleri, mânaya delâletleri ve meâllere yansımaları çerçevesinde incelenmiştir. Araştırmanın konusunu, mushaf hattının imkân tanıdığı farklı vecihlerin dilbilimsel tevcîhiyle bu durumun tefsir ve meâl literatüründeki yansımaları oluşturmaktadır. Araştırmanın uygulama zemini olarak Mü’min sûresi 26. âyetinin اِنِّى اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ دِينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِى الْاَرْضِ الْفَسَادَ “Onun, dininizi değiştirmesinden yahut yeryüzünde huzursuzluk çıkarmasından korkuyorum.” seçilmesinde, bu âyetin hem tek bir yazım formuyla temsil edilemeyen bölgesel mushaf farklılıklarını (أَوْ/وَ) barındırması hem de aynı yazım formu içinde fâil-mef‘ûl ilişkisini dönüştüren yapısal vecihlere (اَنْ يُظْهِرَ فِى الْاَرْضِ الْفَسَادَ/اَنْ يَظْهَرَ فِى الْاَرْضِ الْفَسَادُ) imkân tanıması etkili olmuştur. Literatürde kıraatlerin dilsel yönlerine temas eden araştırmalar bulunmakla birlikte, Mü’min sûresi 26. âyet özelinde birden fazla vechin resmü’l-mushafla ilişkisi, dilsel tevcîhi ve meâllere yansıması bakımından bütüncül bir yaklaşımla ele alındığı bir incelemeye rastlanmaması, bu araştırmanın gerekçesini oluşturmaktadır. Çalışma, mushaf hattı bağlamında kıraatlerin değerlendirilmesi ve dilbilimsel tevcîhin mânaya katkısının belirginleştirilmesine katkı sunmayı hedeflemektedir. Yöntem olarak nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde doküman incelemesi ve karşılaştırmalı metin tahlili esas alınmıştır. Bu kapsamda resm-i Osmânî kaynakları, kıraat ve kıraatlere dair tevcîh literatürü ile klasik tefsirlerin yanı sıra Türkiye’de yaygın olarak kullanılan yirmi farklı Türkçe meâl sistematik olarak tetkik edilmiştir. İnceleme, anlam üzerinde doğrudan bir değişim meydana getirmeyen usûlî farklılıklar kapsam dışı bırakılarak yalnızca mânaya etki eden ferşî farklılıklarla sınırlandırılmıştır. Bulgular âyetteki kıraat vecihlerinin birbirini tamamlayan anlam örgüleri oluşturduğunu göstermektedir. Atıf olarak “وَ” harfinin tercih edildiği vecihlerde dinin değiştirilmesi (تبديل الدين) ile fesâdın ortaya çıkışı (إظهار الفساد) arasında eş zamanlı ve kopmaz bir bağ tesis edildiği ve Firavun’un korkusunun her iki durumun birlikte vuku bulmasına delâlet ettiği saptanmıştır. Buna karşın “أَوْ” edatının kullanıldığı vecihlerde söylemin ihtimal, tercih veya aşamalı bir tehdit eksenine kaydığı ve fesâdın, dinin değiştirilmesinden sonra ortaya çıkması muhtemel bir netice olarak sunulduğu görülmüştür. Fiil yapısındaki (يَظْهَرَ/يُظْهِرَ) farklılıkların ise âyetin itham dilini dönüştürdüğü tespit edilmiştir. Fiilin müte‘addî (يُظْهِرَ) okunması durumunda Firavun, Hz. Mûsâ’yı doğrudan fesâdı meydana getiren bir fâil olarak konumlandırırken; lâzım (يَظْهَرَ) okunuşunda fesâd, dinî düzenin bozulmasıyla kendiliğinden ortaya çıkan toplumsal bir sonuç olarak sunulmaktadır. Meâller üzerinde yapılan incelemede, tercümelerin büyük oranda Türkiye’de Âsım kıraatinin Hafs rivayetine göre basılan ve harekelenen mushaf metniyle uyumlu bir şekilde hazırlandığı ve bu sebeple diğer sahih kıraatlerin delâlet ettiği anlam nüanslarının meâl diline sınırlı ölçüde yansıtıldığı görülmüştür. Bununla birlikte, az sayıda meâlde farklı kıraat vecihlerinin esas alındığı tespit edilmiştir. Farklı vecihlerin meâl diline yansıtılması, bir çeşitlilik ve zenginlik imkânı sunmakla birlikte, Türkiye’de yaygın olarak kullanılan mushaf metniyle birlikte okunduğunda, tercih edilen vecih belirtilmediği takdirde metin ile meâl arasında açıklamaya ihtiyaç duyulan bir farklılık ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple, yaygın mushaf okuyuşu esas alınarak yapılan meâllerde diğer sahih kıraat vecihlerinin tamamen ihmal edilmemesi; buna karşılık farklı bir veche göre yapılan tercümelerde ise bu tercihin dipnot veya kısa açıklamalarla gösterilmesi daha uygun görünmektedir. Bu çerçevede, meâl metninde yaygın mushaf okuyuşu korunmakla birlikte, diğer sahih kıraat vecihlerinin Arapça lafızlarıyla birlikte dipnot veya kısa açıklamalar aracılığıyla gösterilmesi hem metin-meâl uyumunu muhafaza edecek hem de âyetin ihtiva ettiği mâna örgüsünün daha kuşatıcı biçimde ortaya konulmasına imkân tanıyacaktır.
Osman BOSTAN (Mon,) studied this question.