Hz. Peygamber'in vefatı (11/632), erken İslâm toplumunda derin bir otorite boşluğu oluşturdu. Evs ve Hazrec kabilelerinden oluşan Medine'nin yerli halkı Ensar, Sakîfe-i Benî Sâide'de toplanarak aralarından bir halife seçmeye girişti. Başlangıçta Ensar güçlü durumdaydı: şehrin kontrolü ellerindeydi, Müslüman ordunun omurgasını onlar oluşturuyordu ve sayısal üstünlüğe sahiptiler. Buna karşılık Muhacirler azınlıktaydı ve askerî olarak Ensar'a muhtaçtılar. Buna rağmen Sakîfe sürecinin sonunda hilafet Ensar'a değil, Muhacirler arasından Hz. Ebû Bekir'e geçti. Bu sonuç, dönemin kabile dinamikleri ve Ensar’ın başlangıçtaki konumu göz önüne alındığında açıklamaya muhtaç bir sürece işaret eder. Geleneksel açıklamalar genellikle Kureyş'in Araplar arasındaki prestijine, Ebû Bekir'in şahsî meziyetlerine veya ilahî takdire atıfta bulunur. Ancak bu açıklamalar temel bir soruyu cevapsız bırakır: Ensar, Kureyş'in tarihsel konumunu bütünüyle reddetmeksizin, liderliğin farklı temeller üzerinden de kurulabileceğini savunarak neden kendi adayını öne sürmüştür? Bu çalışma, Sakîfe'deki sonucu tek nedenli bir çerçeveyle değil, çok etmenli bir açıklayıcı model içinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Taberî, Belâzürî ve İbn Hişâm gibi klasik kaynakların rivayetleri, modern travma psikolojisi (Volkan, van der Kolk) ve sosyal kimlik kuramı (Tajfel) ile Freud'un "küçük farkların narsisizmi" kavramı ışığında yeniden okunmaktadır. Çalışmanın temel tezi üç ayak üzerine kuruludur. Birincisi, Evs ve Hazrec arasında on beş yıl önce yaşanan Buâs Savaşı’nın (h.ö.5/617) resmî bir barışla sonuçlanmaması ve bıraktığı derin kayıplar nedeniyle, Ensar'ın kolektif hafızasında çözülmemiş bir travma olarak yer etmiş olabileceği ileri sürülmektedir. Hz. Peygamber'in vefatıyla ortaya çıkan otorite boşluğunun, Buâs'ta yaşanan kayıp, tehdit ve ihanet duygularını yeniden tetiklemiş olabileceği değerlendirilmektedir. İkincisi, Beşîr b. Saʿd'ın erken biati ve ardından Üseyd b. Hudayr öncülüğünde Evs'in Muhacirler lehine hizalanması, Ensar içindeki statü rekabetini, fitneden kaçınma dürtüsünü ve "yakın rakipten uzak aktöre yönelme" stratejisini yansıtmakta olabileceği ileri sürülecektir. Bu hamleler, Ensar cephesini içeriden bölmüş ve Saʿd b. Ubâde'nin hilafet ihtimalini ciddi ölçüde zayıflatmıştır. Üçüncüsü, Kureyş söyleminin (biz ümerâ, siz vüzerâsınız) Ensar'ın baştan kabul ettiği bir ilke değil, iç kırılma sonrasında hizalanmayı hızlandıran, fitneyi önleme iddiası taşıyan bir koordinasyon mekanizması olarak işlev görmüş olabileceği değerlendirilmektedir. Bu çalışma İslâm tarih yazımına üç katkı sunmayı amaçlamaktadır. İlk olarak, erken İslâm tarihini seçilmiş travma, zaman çökmesi ve kolektif hafıza gibi kavramlar ışığında yeniden düşünmeye imkân veren bir çerçeve önermektedir. İkinci olarak, Sakîfe'de Ensar’ın kaybını Kureyş üstünlüğü, Saʿd'ın hastalığı veya Muhacir baskısı gibi tekil açıklamaların ötesine taşıyarak çok etmenli bir çerçeve önermektedir. Üçüncü olarak, rivayet metinlerinden elde edilen veri ile psikolojik yorumu bilinçli biçimde ayırarak, anakronizm riskini azaltmaya dönük bir yöntemsel hassasiyet ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, Ensar'ın Sakîfe'deki pozisyon kaybı, Kureyş'in doğal ya da kaçınılmaz üstünlüğünden ziyade, Ensar içi kırılganlıkları da hesaba katan çok etmenli bir model içinde daha açıklayıcı biçimde okunabilir.
Murat Beyazyüz (Mon,) studied this question.