Amaç: Bu çalışmanın amacı, bungalov turizminin sürdürülebilirlik bağlamında sunulan olumlu imajını eleştirel bir perspektifle değerlendirmek, ilgili ve güncel medya haberlerinin analiz edilmesi yoluyla bu turizm türüne ilişkin algı ile pratiği birbirine yaklaştırarak mevcut durumu daha gerçekçi kılmaktır. Böylece gerçekliği gölgeleyen sorunlara dikkat çekilerek çalışmanın bir uyarı mekanizması işlevi görmesi ve farkındalık yaratıcı bir araç olarak değerlendirilmesi de hedeflenmektedir. Yöntem: Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi tekniği kullanılarak son 3 yıl içinde dijital basında yayımlanan bungalov turizmine ilişkin medya haberleri belirlenen temalar altında incelenmiş, bu içeriklerden hareketle bungalovların sürdürülebilirlik iddialarının gerçeklerle ne derece örtüştüğü analiz edilmiştir. Bulgular: Bungalov turizmi, doğayla uyumlu ve çevre dostu bir alternatif olarak algılanmakla birlikte, bu algının çoğu zaman pazarlama amaçlı ve yüzeysel kaldığı görülmüştür. Medya haberlerinde, bungalovların plansız ve kontrolsüz çoğalması, ormanlık alanların tahrip edilmesi, su ve enerji kaynaklarının aşırı kullanımı gibi çevresel sorunlar sıkça dile getirilmiştir. Bu doğrultuda altyapı eksikliklerinin, kayıt dışı yapılaşmanın, denetim yetersizliklerinin ve sosyal boyutlardaki sorunların (güvenlik, mahremiyet ihlalleri) turizm deneyimi ve destinasyon açısından temel olumsuz etkenler olduğu anlaşılmıştır. Nihayetinde bungalov turizmi kapsamında sürdürülebilirlik söylemiyle örtüşmeyen çok sayıda sorun ve riskin medyada yaygın bir şekilde yer aldığı görülmüştür. Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar; bungalov turizminin sürdürülebilirlik iddialarına rağmen barındırdığı çevresel ve sosyal sorunların ciddi boyutlara ulaştığını göstermiştir. Bununla birlikte söylem ile uygulama arasındaki söz konusu uyumsuzluğun yalnızca plansız yapılaşma ve denetim eksikliği gibi düzenleyici organların zafiyetiyle açıklanamayacağını da ortaya koymuştur. Nitekim bazı girişimciler ve uygulamacılar tarafından kısa dönemli ekonomik kazanç kaygısının benimsenmesi ve sürdürülebilirlik konusunun sureten bir meşruiyet unsuruna indirgenmesi (yeşil aklama/greenwashing) gibi tutumların payına da dikkat çekilmiştir. Bu tutumun, gerçekleştirilen faaliyetlerin çevresel ve toplumsal boyutta uzun vadeli olumsuz etkilerine karşı bir anlamda bilinçli bir körlüğü beraberinde getirdiği, sonuçların işaret ettiği bir diğer husus olmuştur. Buradan hareketle söylem ile pratik arasındaki uyumsuzluğun açığa çıkardığı, geleceğe yönelik uyarılara karşı yeterince harekete geçilmeme riskinin altı çizilmiştir. Bunun sorunları kökleştirici ve yapısal bir karaktere bürünmesini destekleyici bir alan açacağı, doğal olarak da geri dönüşü güçleştireceği ve çözüm maliyetini yükselteceği not edilmiştir. Gerçek bir sürdürülebilir yaklaşımın benimsenmesi için yasal düzenlemelerin sıkılaştırılması, denetimlerin güçlendirilmesi, altyapı yatırımlarının zorunlu hale getirilmesi ve kapsamlı ekolojik etütlerin yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, sürdürülebilirlik uygulamalarının çevresel, sosyal ve kültürel boyutları kapsayan bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesinin altı çizilerek talep unsuru olarak ziyaretçilerin oynayabileceği role de değinilmiştir.
ERDOĞAN et al. (Sun,) studied this question.