Mikro- ve nanoplastikler, boyutlarına göre sırasıyla 1 µm-5 mm ve 1-1.000 nm arasında değişen sentetik polimer parçacıklarıdır. Bu partiküller, kişisel bakım ürünlerinde (KBÜ) yaygın olarak kullanılmakta olup; peeling, diş macunu, kozmetik ve şampuan gibi çeşitli ürünlerde bulunmaktadır. Birincil mikroplastikler, doğrudan üretim süreçlerinden kaynaklanırken; ikincil mikroplastikler, daha büyük plastiklerin çevresel etkilerle parçalanması sonucu oluşmaktadır. KBÜ kaynaklı mikroplastikler, atık su sistemleri aracılığıyla su ekosistemine karışmakta, deniz canlılarında birikerek besin zinciri yoluyla insan sağlığına yönelik potansiyel riskler oluşturmaktadır. Günümüzde artan mikro- ve nanoplastik kirliliği, insan sağlığı ve ekosistem bileşenleri için ciddi bir tehdit hâline gelmiştir. KBÜ'lerden kaynaklanan mikro- ve nanoplastik maruziyeti; oral, dermal ve inhalasyon yollarıyla gerçekleşmektedir. Diş macunu ve ağız bakım ürünlerinin kullanımı sırasında yutulan mikroplastikler, bağırsak iltihabı ve bağırsak mikrobiyotasının bozulmasına neden olabilir. Dermal yolla uygulanan kozmetik ürünlerde bulunan mikro- ve nanoplastikler, cilt bariyerini aşarak oksidatif stres ve inflamasyonu tetikleyebilmektedir. Solunum yoluyla alınan mikroplastikler ise akciğer dokusunda birikerek solunum hastalıklarını şiddetlendirebilir. Mikro- ve nanoplastik maruziyeti hormonal bozukluklara, üreme toksisitesine, sitotoksisiteye, deoksiribonükleik asit hasarına ve kanser görülme riskinin artmasına neden olabilir. Mikroplastiklerin plasenta, anne sütü ve kan gibi dokularda tespit edilmesi, bu etkilerin nesiller arası aktarılabileceğini göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ülkeleri, Güney Kore, Kanada ve Yeni Zelanda gibi birçok ülkede, mikroboncuk içeren KBÜ'lerin üretimine yönelik kısıtlamalar getirilmiştir. KBÜ'de mikro- ve nanoplastik yerine biyolojik olarak parçalanabilen polimerler ve doğal alternatifler önerilmektedir. KBÜ'de bulunan mikro- ve nanoplastiklerin çevre ve insan sağlığı açısından oluşturduğu riskler göz önüne alındığında, bu incelemede hem sürdürülebilir alternatiflerin geliştirilmesinin gerekliliği hem de küresel düzeyde düzenleyici önlemlerin uygulanmasının önemi vurgulanmaktadır.
ÖZEK et al. (Thu,) studied this question.