Amaç: Bu çalışma, deprem bölgesindeki kadınların kontraseptif yönteme erişim ve yöntem kullanma durumlarının belirlenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı kesitsel bir araştırmadır. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma, 1 Şubat 2024-31 Nisan 2024 tarihleri arasında Osmaniye ilinde yer alan konteyner kentte yaşayan kadınlarla yürütüldü. Araştırmanın evrenini, belirtilen tarihlerde çadır ve konteyner kentlerde ikamet eden, 20-49 yaş aralığında, üreme çağında ve cinsel olarak aktif kadınlar oluşturdu. Örneklemi ise araştırma kriterlerine uygun olan ve çalışmaya katılmaya gönüllü 289 kadın oluşturdu. Veri toplama aracı olarak katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, doğurganlık durumlarını, kontraseptif yöntem kullanma durumlarını ve üreme sağlığına ilişkin bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmeye yönelik sorulardan oluşan bir anket formu kullanıldı. Araştırmanın yürütülmesi için gerekli izinler, Valilik ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı İl Müdürlüğünden alındı. Veriler, araştırmacılar tarafından katılımcıların bulundukları çadır ve konteyner kent ortamlarında yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin analizi, sayı ve yüzde değerlendirmesi ile yapıldı. Bulgular: Katılımcıların %59,2'si depremden önce kullandıkları aile planlaması (AP) yöntemini şu anda temin edebildiklerini, temin edenlerin %70,9'u da AP yöntemini eczaneden temin edebildiğini belirtti. Kadınların %13,5'i depremden sonra AP hizmetlerine yönelik yardım yapıldığını, %45,7'si deprem sonrası yaşadığı genital şikâyetlerden dolayı sağlık kuruluşuna başvurmadığını, %51,6'sı deprem nedeniyle hastanelerin yoğun olması ve bu tür sorunlar için nereye başvurması gerektiğini bilemediğini belirtti. Sonuç: Çalışma sonuçlarına göre depremden sonra kadınların, modern kontraseptif yöntem kullanımının azaldığı, yöntem kullanım gereksinimlerinin karşılanmadığı, üreme sağlık hizmetlerine ulaşım konusunda yetersiz kaldıkları görülmektedir. Afet bölgelerinde, temel sağlık hizmetlerinin yanı sıra üreme sağlığı hizmetlerinin de öncelikli olarak planlanması ve sürdürülebilir hâle getirilmesi gerekmektedir.
Şenol et al. (2026) studied this question.