Bilindiği üzere, MÖ 2. binyıl Anadolu’sunun siyasal kaderine hükmeden Hititler, son derece iyi işleyen bir idarî sistem oluşturmuşlardı. Günümüze kadar ulaşan siyasî ve hukukî içerikli belgelerden anlaşıldığına göre, özellikle Eski Hitit Devleti zamanında (MÖ 1700–1500) Hitit tahtında oturan kral, geniş yetkilerle donatılmış ve her konuda tek başına karar verebilen “mutlak bir monark” görüntüsünden hayli uzaktı. Çünkü onun yetkilerini sınırlayan iki meclis vardı. Bunlardan biri, aynı zamanda yüksek mahkeme işlevini de yerine getiren Pankuş Meclisi, diğeri de komutanların oluşturduğu Dugudlar Meclisi idi. Askerî meselelerde kralın Dugudlar Meclisi ile görüş alışverişinde bulunması ve bu meclisi oluşturan üyelerin de onayını alması gerekiyordu. Devleti ve ülkeyi ilgilendiren diğer önemli konularda ise muhakkak surette Pankuş Meclisi’nin onayını alması gerekiyordu. Bu iki meclisin varlığı, Eski Hitit Devleti’nde meşrutî nitelikler taşıyan bir yönetim sisteminin bulunduğunu açıkça göstermektedir. Zaman zaman bu meşrutî yapıyı zayıflatmaya yönelik girişimler olsa da Eski Hitit Devleti’nin sonuna kadar bu sistemin devam ettiği anlaşılmaktadır. Ancak II. Tuthalya ile başlayan ve II. Šuppiluliuma döneminin sonuna kadar devam eden Yeni Hitit Devleti’ne (MÖ 1425–1200) ait belgelerde, kralın yetkilerini sınırlayan bu meclislerin isimlerine bir daha rastlanmaz. Bu durum, Yeni Hitit Devleti krallarının söz konusu meclisleri devre dışı bıraktıklarına ve karar alma yetkisini büyük ölçüde merkezîleştirdiklerine işaret etmektedir.
Ekrem Memiş (Wed,) studied this question.
Synapse has enriched 5 closely related papers on similar clinical questions. Consider them for comparative context: