Bu çalışma, feminist film kuramı çerçevesinde, gerçeküstü sinemada kadın temsilinin bakış, beden ve öznellik ilişkisi üzerinden nasıl inşa edildiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel bir yaklaşım olan betimleyici yöntem benimsenmiş; sinemasal metnin görsel, anlatısal ve estetik yapılarının nasıl kurulduğu metin merkezli bir çözümlemeyle ele alınmıştır. Çalışma kapsamında Jonathan Glazer’ın Under the Skin (2013) ve Anna Biller’ın The Love Witch (2016) filmleri, feminist sinemanın sunduğu alternatif temsil stratejileri bağlamında karşılaştırmalı olarak çözümlenmiştir. İnceleme sonucunda; Under the Skin’in bakışı askıya alan minimalist estetiği ve mekânsal yalıtım aracılığıyla izleyicinin özdeşleşme mekanizmalarını bozduğu, kadın bedenini insani anlamlarından arındırarak yabancı bir yüzey olarak kurguladığı saptanmıştır. Buna karşılık The Love Witch’in, klasik melodramın görsel kodlarını aşırı stilizasyon ve ritüel tekrarlarıyla yeniden üreterek eril bakışın yapaylığını ifşa ettiği belirlenmiştir. Çalışma, her iki yapıtın da kadın bedenini klasik anlatı sinemasının nesneleştirici konumundan kopararak; visseral derinlik, enterik imgelem ve post-sinematik varlık rejimleri üzerinden radikal bir etik ve ontolojik ufuk açtığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak feminist sinemanın, kadınlığı sabit bir özden ziyade kültürel olarak üretilen performatif bir süreç olarak sunduğu ve sinemasal aygıtın kendisini eleştirel bir biçimde yeniden düzenleyerek öznelliği dönüştürdüğü vurgulanmaktadır.
Onat et al. (Sun,) studied this question.
Synapse has enriched 5 closely related papers on similar clinical questions. Consider them for comparative context: